Şanver, Akıncı Üssü davasında müşteki sıfatıyla beyanda bulundu

FETÖ'nün darbe girişimi sırasında Eskişehir'deki Muharip Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Korgeneral Mehmet Şanver, darbeci tuğgeneral Semih Terzi'nin 100 kadar personeliyle Ankara'ya gelmek istediği uçakları verdirmemiş.

Şanver, Akıncı Üssü davasında müşteki sıfatıyla beyanda bulundu

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Eskişehir'deki Muharip Hava Kuvvetleri Komutanı olan emekli Korgeneral Mehmet Şanver, Akıncı Üssü davasında müşteki sıfatıyla beyanda bulundu.

Şanver, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'nde görülen Akıncı Üssü davasının duruşmasına müşteki sıfatıyla katıldı.

Şanver'in beyanından önce Mahkeme Başkanı Selfet Giray, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in davaya katılma talebi dilekçesi ile daha önce Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bulunduğu beyanlar ve bu beyanların geçerli sayılmasına yönelik dilekçe gönderdiğini bildirdi.

Giray, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga'nın ise şikayetçi olduğu ve mazeret bildirdiğine yönelik dilekçesinin geldiğini söyledi.

Daha sonra beyanda bulunan Şanver, bu dava sürecinde daha önce verdiği ifadelere katıldığını belirtti.

İstanbul Moda'daki düğünün sahibi Şanver, düğüne 75 generalin davetli olduğunu, ancak 24 generalin katıldığını ifade etti. Şanver, düğünün belirtilen saatte başladığını, 19.30'a kadar önemli bir gelişmenin olmadığını belirterek, 19.30-20.00 arasında, yardımcısı Korgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu'nun elinde telefonla gelerek, Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi'nden (BHHM) arayan nöbetçi tuğgeneral Recep Ünal'ın, hava sahasının kısıtlanmasıyla ilgili bilgiyi aktardığını söyledi.

Bunun üzerine Kadıoğlu'nun Eskişehir'e gitmesine karar verdiğini ve bir uçak ayarlayacağını söyledikten sonra hazırlık yapması için onu düğün yerinden gönderdiğini ifade eden Şanver, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal geldiğinde, durumu ona da aktardığını bildirdi.

Şanver, Ünal'ın dikkatle dinledikten sonra Kadıoğlu'nun şimdi gitmesine gerek olmadığını, gerekirse kendi uçağını tahsis edebileceğini söylediğini ve onu geri çağırmasını emrettiğini dile getirdi.

"Akın Öztürk beni aradı"

Bunun üzerine Kadıoğlu'nu çağırdığını anlatan Şanver, nikah kıyıldıktan bir süre sonra Akın Öztürk'ün kendisini aradığını belirterek, şöyle devam etti:

"20.45-21.15 gibi Akın Öztürk general beni aradı. Bunu zaten daha önce söylemişti. Gelemeyeceğini bildirince, 'Ben düğün esnasında ararım, kızımızı bizzat konuşarak tebrik ederim' demişti. Emir astsubayım telefonla geldi, 'Akın Öztürk general konuşmak istiyor' diye telefonu verdi. Kızımla konuşmak istediğini belirtti. 'Komutanım, gelin damat uzakta, masaları dolaşıyorlar ama ben sizin bizzat arayarak tebrik ettiğinizi bildiririm' dedim. Teşekkür etti. Telefonu kapattı. Kapatırken 'Akın Öztürk özel' numarasından aradığını gördüm. Bu detayı görmek daha sonra işimize yaradı."

Düğün devam ederken, Abidin Ünal'ın telefonla konuşarak masadan kalktığını görmesi üzerine yanına gittiğini, bir şey olup olmadığını sorduğunu belirten Şanver, onun da "Erbilgin generali tutuklamışlar, ben ayrıntıları öğreneceğim, siz misafirlerinizle meşgul olun." dediğini söyledi.

Şanver, bir süre beklemesine rağmen Ünal gelmeyince merak edip peşinden gittiğini ifade ederek, tekrar ne olduğunu sorduğu Ünal'ın, "Ankara'da uçuşlar varmış. Hakan Evrim general telefonu yüzüme kapattı. Muhtemel darbe yapıyorlar." ifadelerini kullandığını bildirdi.

"Darbe sözcüğünü ilk defa o anda duydum." diyen Şanver, Hakan Evrim'in düğüne geleceğini belirtmesine rağmen gelmediğini kaydetti.

"Düğün bizim için bitti"

Şanver, Hakan Evrim'i aradığını ancak telefona çıkmadığını belirterek, ardından Eskişehir BHHM'deki Recep Ünal'ı aradığını söyledi. "Bu andan itibaren zaten düğün bizim için bitti." diyen Şanver, Ünal'a kimin uçtuğunu sorduğunu, onun da F16'lar ve tankerler cevabıyla durumun vehametinin ortaya çıktığını dile getirdi.

Uçakların, Hava Kuvvetleri Komuta Harekat Merkezi'nin (HKKHM) emriyle uçtuğunu öğrendiğini bildiren Şanver, uçakların en kısa sürede indirilmesi ve başka kalkışlar olmaması için emirler verdiğini kaydetti.

Şanver, daha sonra düğündeki bütün generalleri çağırttığını, kendisine bağlı iki korgeneral, bir tümgeneral ve bir tuğgenerali, ayrıca bazı üs komutanlarını görev için düğünden gönderdiğini söyledi.

Bu sırada Kuvvet Komutanı Ünal'ın "Bir sorti uçuranı divan-ı harbe veririm" şeklindeki direktifini de duyduğunu belirten Şanver, Ünal'a sorarak onun uçağının Atatürk Havalimanı'ndan Sabiha Gökçen Havalimanı'na getirilmesini emrettiğini de kaydetti.

Şanver, "Bu gönderdiğim takviye arkadaşlar gerekli yerlerle temas kurarak komutayı devraldılar. Bizden sonra harekatı yönettiler ve darbe karşıtı harekatı yaparak darbenin akamete uğramasında görev aldılar." diye konuştu.

Erzurum'da uçaklar hazır bekletilmiş

BHHM'deki Recep Ünal ile bir görüşmesinde Erzurum'daki uçakların kalkış için hazırlık yaptığını öğrendiğini bildiren Şanver, "Emrimiz kesindi. Bizden izin almadan uçuş yapmak yoktu. 'Nereden çıktı bu scramble' dedim. Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nden alınmış, Mutlum general aramış galiba, cerideden öyle okudum ben. Ancak bana onu söylemedi. 'Derhal iptal ediyorsun' scramble. İptal et duyacağım' dedim. O 'Scramble iptal' dedi. Ben de duydum telefonda." diye konuştu.

Şanver, daha sonra ceride kayıtlarından bu uçakların, dönemin içişleri bakanı Efkan Ala'nın uçağına yönelik kaldırılma faaliyeti olduğunu öğrendiğini kaydetti.

Yine bir konuşmalarında Ünal'ın "Komutanım Akgülay albayın kafası karışık" demesi sonrası, Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü komutan vekili bu komutanı aradığını belirten Şanver, şöyle konuştu:

"'Akgülay, kafan karışıkmış, neden kafan karışıkmış söyle bakayım' dediğimde. 'Komutanım Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi' deyince, dedim ki 'Senin komutanın benim. Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nden emir almayacaksınız. Bizden veya BHHM'den, hava kuvvetleri komutanı emriyle emir alacaksınız. Hiçbir uçak kaldırmayacaksınız, şimdi kaldırma o uçakları' diye Diyarbakır'daki uçaklar için ikaz ettim. 'Başüstüne' dedi ama o uçakların kalktığını öğrendik."

Bir aramasında Recep Ünal'ın değil Albay İsmail Üner'in çıktığını, komutanın da lavaboda olduğunu belirttiğini bildiren Şanver, bundan sonra hep Üner vasıtasıyla talimatlarını ilettiğini kaydetti.

Şanver, bu sırada havuz başından içeride bulunan bir odaya, masa başına geçtiklerini ve harekat merkezi gibi çalışmaya başladıklarını ifade ederek, burada Ünal'ın Akın Öztürk'e ulaşamadığını söylemesi üzerine, kendisinin görüştüğünü açıkladığını bildirdi.

Akın Öztürk'ü aradığını belirten Şanver, şöyle devam etti:

"Komutanım ne yapıyorsunuz?' dedim. 'Evdeyim Şanver' dedi. 'Uçuşlar oluyormuş, haberiniz var mı?' dedim. 'Ben de televizyondan takip ediyorum Şanver' dedi. Komutanım, 'Abidin Ünal general sizle görüşmek istiyor' diyerek telefonu verdim. Benim telefonum aracılığıyla bu iki orgeneral konuştu. Yanımda konuştu. Abidin Ünal'ın söyledikleri sözler hala hatırımda. 'Uçuşlar oluyormuş, orada senin emrin hilafına darbe mi yapılıyor. Akıncıya git. Orayı kontrol altına al. Orada senin sözünü dinleyecek çocuklar var.' Bu ibareyi söyledi."

Şanver, daha sonra 5 maddelik yazılı emir hazırladıklarını, bu emirlerin yayınlandığını da anlattı.

Semih Terzi'ye uçak verdirmemiş

Şanver, Diyarbakır havaalanına gelen özel kuvvetlerden bir tuğgeneralin, emrindeki 100 kadar özel kuvvetler personeli ile Ankara'ya gitmek istediklerini, kendilerinin bir uçağı bulunduğunu, ancak iki tane de casa uçağı talep ettiklerini öğrendiğini bildirdi.

Mehmet Şanver, şunları söyledi:

"Harekat merkezindeyiz, herkes orada, emir ortada. Diyarbakır bana bağlı, 202 filo bana bağlı. Ama başka bir kuvvete uçak tahsis etme yetkisi daha üst seviyeydi. Kimse karar vermeyince ben dedim ki 'vermeyeceksiniz.' Çünkü uçuş bizim kontrolümüzde değil. Çok zor bir karar. Bu kararı verirken çok zorlandım. Ben darbeye karşı harekat yapan bir faaliyeti mi engelliyorum yoksa darbeye destek amaçlı bir faaliyeti mi engelliyorum. Ama bu karar bana ait. 'Vermeyeceksiniz' dedim. Söyledim, ilettiler. Sonra tekrar ilettiler bana. Birliğinin ateş altında olduğunu söylüyor. Üstelik oradaki albaya, 'Akgülay' albaya küfür de etmiş. 'Siz ne yapmak istiyorsunuz' diye. Ben de kararımda direttim. 'Hayır vermeyeceksiniz' dedim. Bizim kontrolümüz haricindeki faaliyetlere Hava Kuvvetleri olarak biz destek vermeyeceğiz. Vermedik. Sonra öğrendim Semih Terzi olayını ve rahmetli şehidimiz Ömer Halisdemir'in cansiparane görevini. Bizim de bu olayda bu şekilde bir katkımız olmuş. Bu da ayrıca tarihe düşecek notlar olarak geçti."

AA

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER