'FETÖ' ile korkutarak dolandırıcılık yapanlara dava

Kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtıp, 41 kişiyi mal varlıklarının FETÖ'ye aktarılacağı yalanıyla dolandırdıkları iddia edilen 26'sı tutuklu 33 sanık hakkında iddianame hazırlandı.

'FETÖ' ile korkutarak dolandırıcılık yapanlara dava

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu, merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın kardeşi Kemalettin Erbakan'ın da aralarında bulunduğu 41 kişinin dolandırılmasıyla ilgili soruşturmasını tamamladı.

İddianamede, kendilerini, kamu görevlisi, polis, hakim, savcı, komiser, başkomiser, emniyet müdürü olarak tanıtan 26'sı tutuklu 33 sanığın, müştekilerden elde ettikleri para ve ziynet eşyaları dikkati çekti.

Toplam 1 milyon 327 bin lira, 219 bin 382 dolar, 117 bin 688 avro ve 22 bin 490 frank nakit para topladıkları tespit edilen sanıkların, mağdur ve müştekilerden 67 altın bilezik, 21 altın bileklik, 19 altın kolye ve zincir, 14 çift altın küpe, 6 takı seti, 17 yüzük, 3 altın saat ile 190 cumhuriyet, 29 Ata lira, 4 reşat, 23 tam, 151 çeyrek ve 15 yarım altın, 4 metre altın zincir ve 30 gram altın topladıkları kaydedildi.

İddianamede, sanıkların "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak", "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte bilerek isteyerek yardım etmek", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık" suçlarından cezalandırılmaları istendi.

706 yıla kadar hapis istemi

Örgütün lideri sanık İbrahim Erdoğan ile yardımcıları Abdullah Çiftçi, Hasan Aslan, Abdullatif Büçgün'ün ve Hammud Ahmed'in 186 yıldan 706 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, örgütün üyesi konumundaki diğer sanıkların da benzer suçlardan cezalandırılması talep edildi.

Suç örgütün yapısına yer verilen iddianamede, örgüt elemanlarının "atıcı", "aracı", ve "eldenci-çekici" olarak 3'e ayrıldığı, hedef olarak tespit edilen müştekileri arayan kişiye "atıcı", dolandırıcılık eylemlerinde atıcı tarafından aranılan müştekilerden para ve ziynet eşyasını gibi değerli mal varlığını elden alan kişiye "eldenci-çekici", atıcı ve eldenci olarak çalışacak kişileri örgüt adına temin eden kişiye ise "aracı" denildiği aktarıldı.

İddianamede, kandırılan kişilerde bulunan maddi miktarın "rezerve" olarak ifade edildiği, aracıların müştekilerin bulundukları şehirlere göre "eldenci" olarak çalışanlara rezerve yerini söyledikleri anlatılarak, böylece örgüt üyelerinin eylemi gerçekleştirmeye yönelik harekete geçtiği kaydedildi. İletişim tespit tutanaklarına göre örgüt içerisinde "atıcı" olmanın bir övünç kaynağı ve liderlik konumu oluşturduğu vurgulandı. Örgüt liderinin planlama yaparak eylemlerde kullanacağı alt yapıyı oluşturduğu belirtilerek, bilgisayar, cep telefonu ve telefon hatlarının temin edildiği, +155, 0155 gibi hatlardan arıyormuş gibi göstermek amacıyla yine bilgisayar ve telefonlarda kullanılmak üzere Skype, X-lite, X-voip vb. programların kurulduğu aktarıldı.

Telefonda konuşacak kişilerin diksiyonu düzgün olanlardan seçildiğine işaret edilen iddianamede, tespit edilen mağdurların aranıp ikna edildiği, para veya altınları alan saha elemanlarının başında da saha lideri, onun üstünde de örgüt liderinin yer aldığı anlatıldı.

Suçtan elde edilen paralar örgüt içi statüye göre pay ediliyor

İddianamede örgüt elemanlarının, gündemde olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağlantıları olduklarını söyleyerek mağdurları korkuttukları, sonrasında da hukuki yaptırımlardan kurtarabilecekleri vaadiyle para, döviz, altın ile diğer ziynet eşyalarını, hatta sahip oldukları taşınmaz mallarını sattırmak suretiyle dolandırıcılık eylemlerini gerçekleştirdikleri belirtildi.

Örgüt lideriyle doğrudan bağlantılı olan kişilerin yardımcı statüsünde belirlendiği, bunların bir kısmının banka hesabı bulunduğu, bir kısmının elden veya mağdurların bıraktığı yerlerden paraları aldığı kaydedildi. Bir kısmının ise parayı alarak otobüs, uçak veya şahsi araçlarla Şanlıurfa'ya transfer ettiği dile getirilen iddianamede, bazı durumlarda mağdurun paralarla birlikte uçağa binerek örgütün yoğun yapılanmasının bulunduğu Şanlıurfa'ya getirildiği ifade edildi. Bu ilde de örgüt mensuplarına yakın bir yere paranın bıraktırılmasının sağlandığı anlatıldı.

Suçtan elde edilen paraların belirli yüzdeliklerle örgüt üyeleri arasında pay edildiği aktarılan iddianamede, örgütün en alt kademesindekilere "harçlık" tabir edilen yüzdelik bir miktar verildiği, bir üst kademedekilere yüzde 5 ile yüzde 10 arasında değişen oranlarda ödeme yapıldığı, kalan kısmın ise örgüt liderine gönderildiği, bu paranın da diğer örgüt üyeleri arasında paylaştırıldığı dile getirildi.

İddianamede, ziynet eşyaları, döviz ve mücevherlerin bozdurularak paraya çevrilmesi için anlaşılan kuyumcu ve döviz bürolarının kullanıldığı, yine örgüt lideri tarafından ev, araba, arsa gibi taşınır, taşınmaz mallar alınarak suçtan elde edilen kazancın aklandığına dikkat çekildi.

Mağdurlar nasıl kandırılıyor?

Dosya konusu olaylarda, özellikle Şanlıurfa'nın Akçakale İlçesinde yaşayan örgüt liderinin talimatlarıyla mağdurların tespit edilip telefonla arandığı bilgisine yer verilen iddianamede, genellikle açık hatlı tabir edilen, özellikle Suriye uyruklu kişilerin kimlik bilgileriyle alınan GSM hatlarının kullanıldığı, mağdurların çoğunlukla kadınlardan ve yaşlı kişilerden seçildiği kaydedildi.

Örgüt elemanlarının telefonda mağdurlara kendilerini, karakoldan, terörle mücadeleden, asayişten, Gayrettepe'den ve narkotikten arayarak polis, komiser, başkomiser, emniyet amiri, savcı ve başsavcı gibi unvanlarla tanıttıkları, korkan ve heyecanlanan mağdurların kandırıldığı ifade edildi.

İddianame, sanıkların aradıkları mağdurları "Mağdurun bulunduğu yerleşim yerindeki bir kuyumcudan hırsızlık yapıldığı, çalınan para ve altınların hırsızlarca mağdurun evine saklandığı, bu hırsızların bir kısmının yakalandığı, ayrıca bunların FETÖ/PDY silahlı örgütü ile bağlantılı olduğu, diğer şüphelilerin yakalanabilmesi için mağdurların yardım etmeleri gerektiği, bu nedenle çalınan altın ve paraların bulunabilmesi için sivil bir polisin gönderileceği, hırsızlık ürünü olan ve mağdurlara ait olan altın ve paranın ayırt edilebilmesi için öncelikle evdeki para ve altınların resimlerinin çekilip gönderilmesi, sonrasında ise gelecek olan sivil polise bunların teslim edilmesi gerektiği" gibi yanıltıcı bilgiler verildiği belirtildi.

Mağdurlara, bu hırsızlık şüphelilerinin bankadaki paralarını da FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aktaracaklarını belirten sanıkların çok gizli bir operasyon yapıldığını, durumun açığa çıkması durumunda mağdurların hapse gireceklerini söyledikleri anlatılan iddianamede, bu şekilde psikolojik baskı yapıldığına yer verildi. İddianamede, inanmayan mağdurların 155'i arayarak verilen isim ve sicili numarasını kontrol ettirmelerinin istenildiği, ancak mağdurların aramalarının, örgüt içerisindeki bazı şüphelilerin kullandığı telefonlara yönlendirildiği belirtildi. Bu yolla mağdurun polisle konuştuğunu zannettiği ancak örgüt üyesi şüphelilerin aramaları cevapladıkları, dolaylı olarak baskı yapılarak maddi değeri olan varlıkların, mağdurlarca evlerinden çıkarılmasının sağlandığına dikkat çekildi.

Daha sonra saha elemanı olarak tabir edilen bir kısım şüphelilerin, özellikle önceden belirlenen, kamera açılarında bulunmayan, metruk yerler, çöp kutuları içi ya da kenarları, cami bahçeleri, park içleri, mezarlıklar, sokak araları gibi yerlerde para ve altınları aldıkları bilgisine yer verilen iddianamede, bu şekilde elde edilen suç ürünü varlıkların çoğunlukla Akçakale'ye götürülmek üzere görevli örgüt mensuplarınca alındığı, yine örgütle hareket eden kuyumcu, döviz bürosu gibi iş yerleri tarafından paraların piyasaya sürülüp aklandığı, sonrasında hiyerarşi doğrultusunda elde edilen gelirin paylaşıldığı belirtildi.

İddianame "yetkisiz" kaldı

Başsavcılıkça onaylanan iddianame İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Mahkeme, sanıkların çoğunluğunun Şanlıurfa'da yaşaması, örgüt üyelerin suçtan elde ettikleri paraları örgüt liderinin bulunduğu Şanlıurfa'ya götürmesi, olayların da bu ilden yönlendirilmesi nedeniyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı Şanlıurfa'ya gönderdi.

Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi ise, suçun işlendiği yerin İstanbul olması nedeniyle yetkisizlik kararı verdi. İki mahkeme arasında yetki uyuşmazlığı çıktığından dosya yetkili tayini için Yargıtaya gönderildi.

Yargıtayın, dosyaya hangi mahkemenin bakacağına karar vermesinin ardından sanıkların yargılanmalarına başlanacak.

AA

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER