AKP  son dönemde devalüasyon ve enflasyondan beslenmeye çalıştı. Ancak, Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan oldu.

Son dönemde  faizleri düşük tutup devalüasyonu ve enflasyonu azdıran bir politika izlenmiştir. Lüks konut ve diğer  gayrimenkul satışlarına  destek vermek için  Merkez Bankası  bağımsızlığı  ortadan kaldırılmış, para politikası siyasi baskı altında tutulmuştur. Dolayısıyla, siyasi iktidar dövizin hızla yüksek oranda devalüe olmasına sebep olmuştur. Enflasyon , kur ve faiz kontrolden çıkmıştır.   

Küresel talepte yaşanan daralma ve buna bağlı kredi büyümesindeki yavaşlama, emtia fiyatlarındaki güçlü düşüş eğilimine neden olurken, gelişmekte olan ülke ekonomilerindeki yapısal sorunların da su yüzüne çıkmasına neden olmaktadır.

Bu sebeple, AKP gibi ülkenin yapısal sorunlarına çözüm bulmak yerine  küresel para bolluğunun tadının çıkaran hükümetlerin idare ettiği bazı gelişmekte olan ülkelerin  bu sefer karşılaşabileceği “şoku”, yapısal ve kalıcı bir “büyüme krizi” olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Fed’in kaçınılmaz olarak uygulayacağı parasal sıkılaştırma politikasına geçiş ile aralık ayından itibaren  ekonomide bu olumsuz görünüm daha da derinleşecektir.

Nitekim çeşitli uluslalarası kuruluşlar tarafından da  bu dönemde en krılgan ve en fazla risk altında bulunan ülkelerin Brezilya, Rusya, Türkiye ve belli bir oranda Güney Afrika olduğu uyarıları yapılmakta, ancak ekonomi yönetimi tüm bu uyarılara  kulağını tıkamış bulunmaktadır.

Dolayısıyla, son 13 yıllık dönemde ekonomi yönetiminde benimsenen politikalar mevcut durumda sürdürülebilir olmaktan oldukça uzaktır. Zira, yurtiçi tasarrufların yetersizliği, yurtdışından sağlanan hammaddelere olan bağımlılık ve ihracatın katma değerinin ülke içerisinde yapılan üretimden çok ara malı ithalatına bağımlı olması, ülke ekonomisinin büyüme performansının yüksek cari açık ve dış kaynak ve borçlanma ile sağlanabilmesini beraberinden getirmektedir.

AKP döneminde bu yapısal sorunların/kırılganlıkların çözümü yerine, sorunun daha da derinleşmesine neden olan   politikaların  izlenmiş olması, hâlihazırda içerisinde olduğumuz durumun en önemli nedenlerindendir.

AKP’nin sözde çıpaları bu gidişat içinde gerekli tedbirleri alacak vizyonu ortaya koyamamıştır. Sarayın vesayeti altında idare-i maslahat yapmıştır. Şimdi de ekonominin sözde çıpası olarak pazarlanmaya çalışılmaktadır.

Halbuki sarayın yeni gözdeleri ve bazı yandaş yazarların  da itiraf ettiği üzere,  sahıslara olduklarının üzerinde vehim atfetmekle  ekonominin sorunları çözülemez.

Bu gün mali disiplin diye görünen aslında AKP döneminde vatandaşın sırtına yüklenen dolaylı vergi yükü,   kamu kaynaklarının özelleştirmeler  ile yandaş  şirketlere devri  ve türlü mali piyasa düzenlemeleri gölge kamu ekonomisi uygulamaları ile yaratılan bir illizyondur.  

Ekonomide gerçek anlamda bir mali disiplin bulunsa   Petrol fiyatlarının yarı yarıya düştüğü bir ortamda enflasyon ve faizler çift haneleri aşmaz, ülke pararsı sekiz ayda %30 değer kaybetmezdi.   

Bu manzarayı yaratanlar maalesef ekonomide çıpa olarak algılatılmaya çalışılmaktadır.  Üstelik  AKP içinde, ekonomide   kimin çıpa olduğuna ilişkin fikir ayrılıkları da giderek büyümektedir. Bu çıpa ister “eski bir sayın Bakan”  olsun isterse, sözde “sağlam irade” olsun ekonomide yıkımdan başka bir netice doğurmamıştır.   

AKP ekonomi yönetimi içindeki karmaşa ve son günlerde su yüzüne çıkan çekişme milletimize çok pahalıya malolacaktır.

Millet bunun bedelini 1 Kasımda AKP’yi tasfiye ederek ödetecektir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol