Merhum Seyyid Ahmet Arvasi "Ülkücü" kavramını üçe ayırır: Ülkücüler, Ülkücü geçinenler ve Ülkücülükten geçinenler. "Geçim ehli" herkesin malumu. Zor zamanda kendini gizler, fırsat bulunca "Ülkücü" olur, sonra geçer gider. Onlardan pek çoktur. Azlık olanlar ise ömrü boyunca Ülkücü olmak için mücadele edenlerdir. Bu taife için "Davasından kazanmaz, kazandırır." diyor merhum Muhsin Yazıcıoğlu, Galip Erdem'e yazdığı "vefa" yazısında.
Ve devam ediyor...
"Bazı insanlar başkaları için yaşarlar. Onların hayatı mücadeleyle doludur. Haksızlıklarla mücadele eder, gelecek nesillerin tarihi sorumluluğunu yaşar, acıları paylaşarak mutlu olur, bir inanç adamı olmanın, idealistçe yaşamanın, bir Ülkünün peşinde koşmanın kavgalarından kendine ayıracak zaman bulamadana ömrünü tamamlarlar. Bunlar asıl öldükten sonra isimleriyle, eserleriyle, dostlarıyla yaşar ve yaşatılırlar".
Birkaç gündür yaşadığımız her şey, yukarıdaki satırların ete kemiğe bürünmüş halidir. Şüphesiz bu, Galip Erdem'in tanımladığı "Ülkücü"nün hikayesinden başka bir şey değil.
Herkes ittifak eder ki Muhsin Yazıcıoğlu gerçek bir Ülkücü ve büyük bir dava adamıydı. Türk Milliyetçiliği davasının siyasi tarihinde önemli mihenk taşlarından ve unutulmayacak liderlerindendi...
Ve şu talihsiz günler gösterdi ki Ülkücüler her şeye rağmen, geçmişte yaşanan kırgınlık ve kızgınlıklara rağmen "Muhsin Başkan"ı unutmamışlardı.
1980 öncesini yaşayan ağabeylerimiz ve ihtilalin kokusuyla büyüyen bizler için Muhsin Yazıcıoğlu önemli bir figür, örnek alınması gereken bir liderdi. O, destanlarını okuduğumuz, hikayeleri ile büyüdüğümüz 69-80 arası Türkiye için kendini ortaya koyan Kürşad'ın ardıllarının en önemli öncülerindendi.
Biz Muhsin Yazıcıoğlu'nu çocukluktan delikanlılığa adım attığımız demlerde, en heyecanlı yıllarımızda, üniformaların gölgesinde yaşarken tanımıştık. Bizim için O ve onun öncüsü olduğu nesil, Alparslan Türkeş'in yetiştirdiği "Ülkücü Genç" prototipinin kâmil noktasını temsil ediyordu.
İdealizm, dava adamlığı, cesaret, kurubiyet, hasbîlik ve delikanlılık bu neslin alamet-i farikasıydı ve bizim için örnek alınası şeylerdi. Duyduklarımızla, okuduklarımızla ve her nasılsa dışarıda kalmış son numunelerini görerek onlar gibi olmanın, eskilerin tabiri ile "ünsiyet" kurmanın peşinde idik. O demler bu "delikanlı" nesil, topyekûn, başta Mamak olmak üzere ülkenin muhtelif cezaevlerinde Filistin askılarında, vücutlarına sokuşturulmuş kabloların ucundaki elektriklerle yaşayarak, her sabah jandarma copuyla kahvaltı ederek ve dahi "beslenmeyip asılarak" "kemâle" eriyorlardı. İşte Yazıcıoğlu, bu belki de Türkiye tarihinin en talihsiz gençliğinin en önündeki adamdı.
O zamanlar Muhsin Yazıcıoğlu sadece bizim için değil, Ülkücü Hareketin kahir ekseriyeti için "gelecek" demekti. Ama sonra, neler olduysa oldu, birileri ve bir şeyler araya girdi; kimin ve neyin kabahatli olduğunu anlayamadan, Muhsin Başkan'ın gövdeden koptuğunu, akabinde kendi partisini kurduğunu gördük.
Bu olaya herkes şaşırdı, sarsıldı ve beklide hayal kırıklıklarına sebep oldu. Ama hayat devam etti...
Karakterini tanımlayan "Ülkücü Ahlak"ı MHP'siz yıllarında da bırakmadı. Temiz ve dürüst siyaseti tercih etti. Sorumluluğunun hep farkında yaşadı. Geride bıraktıklarının hayallerini yıkacak şeyler yapmadı. Geride bıraktıkları da kimi zaman kızsa da, yüreklerinin bir yerinde Yazıcıoğlu'nu sakladılar...
İki - üç gündür BBP'nin önünde toplanıp önce bekleşen, sonra ağlaşan kalabalıkları görünce, Yazıcıoğlu'nun onyedi yıldır itina ile saklanan yüreklerden çıkartıldığını gördüm. Bir kez daha anlaşıldı ki Yazıcıoğlu'nun baba ocağını terki Ülkücüler için hep bir "gönül yâresi" olarak kaldı. Zamanla gündemden düşse bile, "gönül yâresi" dedim ya; unutmak mümkün olmadı.
Bunu bir kez daha idrak ettim...
Muhsin Başkan'ı Ülkücüler için hala unutulmaz kılan işte o "yâre"dir ve "et tırnaktan ayrılmaz"ın gerçekliğidir.
Bu unutamamazlık ve kendi ile bir görme haleti bu ayrılığın "geçici" ve "suni" olduğunun kanıtı değil midir?
MHP Lideri Sayın Bahçeli'nin açıklamasındaki "dava arkadaşımız" nitelemesi bile tek başına bu ayrılığın suniliğine delalet etmektedir.
Ülkücünün ölümü bile hikmetli mesajlarla doludur. Bu mesaj açıktır ki "birlik"tir. Muhsin Başkan'ın kurtuluşunu aynı ümit ve dua ile omuz omuza bekleyen, vefatına beraberce gözyaşı döken Ülkücülerin birliğine dairdir bu mesaj.
Hala, "nedenini" çözmekte zorlandığım sebeplerden ötürü baba ocağından ayrı sonsuzluklar ülkesine gönderdiğimiz Muhsin Başkan'ın tabutu için uzanan eller bir gün birbirine uzanır mı bilemem, ama inancım odur ki Muhsin Bey'in ruhunu şâd edecek şey bu ellerin birleşmesi olacaktır.
Ne diyelim Yunus'un üzerine "Yunus öldü diye selâ verirler / Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez".
Umarım, hakkı helaldir. Eminim, Mekânı cennettir...
Ruhu şâd olsun... www.etikhaber.com! |