AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aileyi köreltmek, aileyi yok etme anlayışına hiçbir zaman sıcak bakmadıklarını belirterek, ''Eğer Tayyip Erdoğan, 'Bu ülkede her ailede en az 3 çocuk olmalıdır' diyorsa, işte bu düşünceyle diyor. Bunu söylerken 2040, 2050 Türkiye'sini düşünerek söylüyor'' dedi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısındaki konuşmasına, terörle mücadele süreci hakkında değerlendirme yaparak başladı. Son günlerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin, terör örgütüne yeni darbeler vurduğunu kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
''Ne yazık ki bu arada 6 kahraman evladımızı da şehit verdik. Yurdakul Alcan, Gökhan Uzun, Halil İbrahim Atasagun, Serhat Genç, Eyüp Dağtekin, Emrah Şüdüt...
Millet olarak birliğimiz, bütünlüğümüz uğrunda şehit olan bu gencecik fidanlarımız, Anneler Günü gibi manidar bir günde Mersin'de, Trabzon'da, Afyonkarahisar'da, Antalya'da, Şanlıurfa'da ve Gaziantep'te ebediyete uğurlandılar. Yürekleri yanan anne ve babalarına Allah'tan sabır ve metanet diliyorum. Gazilerimize acil şifalar temenni ediyorum.
Şehitlerimizin cenazelerinde Türkçe ve Kürtçe yakılan ağıtlar, terör örgütünü lanetleyen on binler her şeyi anlatıyor. Millet olarak duygu birliğimizi ortaya koyuyor.
İçeride olduğu gibi dışarıda da terör örgütü tecrit olmuş, yalnızlaşmıştır. Tekrar söylüyorum; terör bir hak arama yolu değildir. Terörün mazereti de yoktur, olmaz, olamaz. Bunu herkes görmüş, herkes anlamıştır, terör örgütünün insanlık dışı yüzünü artık herkes tanımıştır. Terörü kendilerine yol olarak seçenlerin de artık bu gerçeği görme, anlama zamanı gelmiştir.''
-''TERÖRİSTLERİ HERKES TERK EDİYOR''-
Başbakan Erdoğan, terörü seçenlerin bu yolla gidebilecekleri hiç bir yer bulunmadığını vurgulayarak, ''Terörü ve teröristleri, herkes ülkemizde de dünyada da terk etmeye başlamıştır. Ya terör örgütü de bu yolu terk edecek, ya da bu yolda terk edilecektir'' diye konuştu.
Erdoğan, sözlerini söyle sürdürdü: ''İnanıyorum ki on yıllardır yürekleri yakan bu ateş, sarsılmaz kardeşlik bağlarımızda, birlik ve beraberlik ruhumuzda sönecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit ve hür vatandaşları olarak, bir ve bütün olacak, adalet ve kardeşlik içinde birbirimize kenetlenerek ortak geleceğimize hep birlikte yürüyeceğiz. O gelecekte, her birimiz için daha çok refah, daha çok özgürlük, daha çok demokrasi vardır.
Terör tuzağına düşen gençlerimiz, temenni ediyorum ki akıllarını ve vicdanlarını terör örgütüne rehin bırakmayacak, daha geç olmadan uyanacaklardır. Hükümetimiz, devletimiz bütün kurum ve kuruluşlarımız, bataklığı kurutmak için her türlü tedbiri almaktadır.
Önümüzdeki günlerde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin ekonomik ve sosyal kalkınması için atacağımız yeni adımların ayrıntılarını kamuoyumuzla paylaşacağız.''
-MUHALEFETE ELEŞTİRİ-
Konuşmasında, muhalefetin, partisine ve Hükümete yönelik tutumuyla ilgili görüşlerini de açıklayan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bazı siyasetçiler Türkiye'den dünyaya ne yazık ki yanlış fotoğraflar yansıtıyor. Olup bitenleri çağdaş dünya görmeyecek, uluslararası toplum fark etmeyecek sanıyorlar. Oysa artık hiçbir şey sınırlar içinde, ülkeler içinde kalmıyor.
CHP lideri ve sözcülerinin son günlerdeki beyanatları, dünyanın ve Türkiye'nin şartlarını okumaktan ne kadar aciz olduklarını bir kere daha gözler önüne sermiştir. Demokratik işleyişin zaafa uğramasından medet uman siyasi partiler, kendilerini milletimize de dünyaya da anlatamazlar.
Biz, bugüne kadar hep demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma hedefleri doğrultusunda içeride ve dışarıda, Türkiye'de ve dünyada demokratik değerleri savunduk. 'Dünyaya açık bir demokrasi, dünyaya açık bir ekonomi' diyerek bugünlere geldik. Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada demokratik istikrarın önemini vurgulayarak bugünlere geldik.
AB'ye tam üyeliği; Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma ideallerini temsil ettiği için stratejik bir hedef olarak seçtik. Türkiye'nin iyiliği için istikrarın muhafazasının ne kadar önemli olduğuna defalarca işaret ettik. İstikrar sadece bir ekonomik bir kavram değil, daha çok siyasi bir kavramdır.''
-İSTİKRAR-
Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002'den beri Türkiye'nin, siyasette ve bunun devamı olarak ekonomide istikrar ortamını yakaladığını ifade ederek, ''Demokratik istikrarın sürdürülmesinde dünyanın ve ülkemizin şartlarını doğru okumamızın, bunun gereğini yapmamızın önemli bir payı olduğu kanaatindeyim'' dedi.
Demokratik istikrarın; siyasetin toplumu, toplumsal dinamikleri kavrayabildiği, toplumsal talep ve beklentileri siyasi alana taşıyabildiği ölçüde mümkün olabileceğine işaret eden Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi:
''AK Parti, Türkiye'de siyasi istikrarın ve siyasi istikrarın tabii uzantısı olan ekonomik istikrarın temsilcisi, garantisi olma vasfını sürdürmektedir. AK Parti'nin oy haritası, bu oy haritasının ifade ettiği toplumsal destek, hem siyasi hem de toplumsal anlamda mevcut demokratik istikrarın en açık, en bariz göstergesidir.
Şunu bilmemiz gerekiyor: Türkiye'de siyasi ve toplumsal istikrarın bozulduğu dönemler, esas itibarıyla olağan demokratik sürecin zaafa uğratıldığı ya da uğratılmaya çalışıldığı dönemlerdir.
Ne yazık ki Türkiye'de menfaatini istikrarsızlıkta gören, çıkarlarını kriz sayesinde koruyan, normal demokratik siyasi süreçlerde varlıklarını sürdüremeyen siyaset içi ve siyaset dışı aktörler her zaman varolmuştur.
Oysa siyasi aktörlerin esas sorumluluğu, olağan demokratik süreçleri muhafaza etmektir. Aksi takdirde, siyasi alanda yaşanacak daralmadan bütün siyasi aktörler nasibini alır. Siyasetin topyekün güç kaybetmesinden medet uman siyasi aktörler, kendi bindikleri dalı kesmiş olurlar. Siyasetin zayıflaması, siyasi alanın daralması ise bütün siyasi aktörleri zaafa düşürür, hepsinden önemlisi millet iradesini zayıflatır.''
-''TÜRKİYE DÜNYANIN DIŞINDA DEĞİL''-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin sorunlarını kendi iç dinamikleriyle aşmaya muktedir olduğunu ifade ederek, bunun için gerekli siyasi birikim ve demokratik olgunluğa da sahip bulunduğunu söyledi. Bu süreçten, demokrasi ve hukuk sisteminin daha da güçlendirerek çıkmayı başaracaklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ancak, şunu unutmamalıyız ki Türkiye, dünyanın dışında değildir ve dışında da kalmamalıdır. Bugün Avrupa'da, Ortadoğu'da ya da dünyanın başka ülkelerinde yaşanan gelişmelere nasıl biz Türkiye ve Türk siyasetçileri olarak kayıtsız kalamıyorsak, dünya ülkelerinin de Türkiye'ye kayıtsız kalmalarını bekleyemeyiz.
Herşeyden önce aynı dünyada yaşıyoruz. Atatürk'ün veciz ifadesiyle 'Aynı apartmanda yaşayan komşular' gibiyiz. Özellikle çağdaş dünyanın parçası ülkeler ve milletler olarak geliştirdiğimiz tarihi, insani, siyasi ve ekonomik ilişkiler, paylaştığımız demokratik değerler ve hedefler sebebiyle birbirimizden etkilenmeyeceğimizi düşünmek gerçekçi değildir. Öyle olsa aynı uluslararası kurum ve değerler etrafında buluşmamız en başından mümkün olamazdı.
Niçin NATO'da birlikteyiz? Niçin şu anda AB sürecinde beraberiz? Niçin BM'nin içindeyiz? Nasıl olacak da siz kendinizi bunların dışında tutacaksınız? Niçin beyefendi siz, Sosyalist Enternasyonalin içindesiniz? Neden oralara girdiniz? Bu gerçeği reddetmek, bütün modernleşme ve çağdaşlaşma tarihimizi inkar etmek demektir.
Önemli olan, dünyadan gelen değerlendirmeler işimize gelmediği, hoşumuza gitmediği zaman bunlar ilk kez oluyormuş gibi tepkiler vermek yerine, kendimizi ve Türkiye'yi doğru anlatmaya çalışmaktır.''
Erdoğan, Türkiye'nin başka bir dünyaya taşınamayacağını, dünyayı yok saymak yerine onu anlamak ve kendilerini anlamasını sağlamak durumunda olduklarını bildirdi. Başbakan Erdoğan, ''Herkes bize ters istikamete gittiğimizi söylüyorsa, 'Bu işte bir yanlışlık var' diye düşünmek icap etmez mi? Ama bazı siyasilerimiz, onun yerine, kendileri dışında dünyadaki herkesi ters istikamette gitmekle suçlamayı tercih ediyor'' diye konuştu.
-BATI KURUMLARI-
Başbakan Erdoğan, bazı siyasilerin bugüne kadar içinde yer alınmasını savundukları Batı kurumlarından gelen değerlendirmelerden rahatsız olmasının asıl sebebinin, ''Geçmişte dünyadan uzak, dünyaya kapalı, kendi içine dönük bir Türkiye vasatında rahatça yürüttükleri kriz siyasetinin deşifre olması'' olduğunu söyledi.
Bu siyasetçilerin demokratik olmayan yaklaşımlarının su yüzüne çıktığını savunan Erdoğan, ''Siz, hem AB'ye katılım müzakereleri yürütecek, uyum çalışmaları yapacaksınız, hem de gelen değerlendirmeleri, 'Siz kendi işinize bakın' diyerek karşılayacaksınız. Böyle bir çarpıklık olabilir mi?'' diye konuştu.
Kendine özgü demokrasi, kendi içine kapalı ekonomi, kendi çapında dış ticaretin artık mümkün olmadığına işaret eden Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin, Türkiye'yi Avrupa ligine, dünya ligine taşıma mücadelesini verirken, ''Birilerinin hala Türkiye'yi alt kümeye çekmeye çalıştığını'' söyledi.
Başbakan Erdoğan, muhalefete yönelik olarak şunları söyledi:
''Sizin bu muhalefet tarzınız, demokrasi anlayışınız, siyaset şekliniz Avrupa'da kendisine yer bulamayacağı gibi, çağdaş dünyada karşılık bulamaz. Artık bu durumu görmeniz lazım. Siz bu siyaset tarzıyla, demokrasi anlayışıyla AB'ye de üye olamazsınız, Avrupa standartlarına uyum sağlayamazsınız ve çağdışı olarak yola devam edersiniz, durumunuz budur.
Türkiye eğer AB'ye üye olacaksa, önce bu demode olmuş muhalefet anlayışını gözden geçirmelidir. İşte eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette attığımız adımlar, enerjide, şehirlerin yeniden tasarımlarla ayağa kaldırılmasında ve ülkemizdeki yeni tarım politikalarıyla geliştirdiğimiz adımlarda bizler, çağdaş standartları yakalamanın mücadelesini verdik ve bunu devam ettiriyoruz.
Sivas'ın ötesine geçemeyenler, Batı'daki yatırımları hiçbir zaman kalkıp da Doğu'ya, Güneydoğu'ya, Karadeniz'e, Orta Anadolu'ya taşıyamayan bu zihniyetlerin çağdaşlığı konuşmaları mümkün mü? Soruyorum size. Mümkün değil. Bunlara, 'Türkiye nedir?' diye sorduğunuz zaman, 'Ankara'nın Kızılay'ı, Çankaya'sı' derler. Bunlara 'Türkiye nedir?' diye sorduğun zaman 'İstanbul'un Kadıköy'ü, Beyoğlu'su, İzmir'in Konak'ı' derler. Ama Kadifekale'yi görmezler. Kadifekale'ye baktığın zaman orada bir ilkelliği görürsün. Ama şimdi AK Parti orada da kentsel tasarımla, Kadifekale'yi de abat etti, ihya etti. Orayı da değiştiriyor. Neyle, toplu konutla.... Ama göremezler, gözleri var ama görmüyor, kulağı var ama duymuyor. Yarın bunu yazsın medya. Televizyonlar da yine söylesin. Bunlar çünkü hakikati söyleyemezler, gerçekleri konuşamazlar. Niçin, işlerine gelmez de onun için...''
-''MESELE, GÖNÜLLERDE İKTİDAR OLABİLMEKTİR''-
Türkiye'nin, iktidarıyla, sivil toplumuyla, kurumlarıyla AB standartlarına yaklaştığını, ama muhalefetin ise değişmemekte ayak dirediğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Gelin siz de kendinizi gözden geçirin'' diye seslendi.
Dünya ile bütünleşen, evrensel demokratik normları hedefleyen, AB ile müzakere sürecinde olan bugünün Türkiye'sinin eski siyasi alışkanlıklar için uygun bir zemin olmaktan uzaklaştığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama bakıyorsun muhalefetin lideri ne diyor; 'Biz 30 yıl önce neysek, bugün de oyuz' Eh, güzel...O zaman sen, aynı yerde patinaj yapmaya devam et. Aynı yerde patinaja devam et. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da benim milletim sana iktidar yolunu açmayacaktır. Ee, ne yapacaksın? Kendi partinde bile iktidar olamazsın. Nasıl olacaksın, işte yüzde 20 baraj koyacaksın öyle olacaksın. Türkiye'de de yüzde 10 barajını eleştireceksin. Mesele şu; gönüllerde iktidar olabilmektir. Eğer insanınızın gönlüne girebiliyorsanız, orada iktidarı oluşturabiliyorsanız, benim milletim vefakardır, cefakardır seni de gelir iktidara taşır. Çalış, dürüst ol, muhabbet sahibi ol, bak bu millet seni de iktidar yapar. O zaman senin de olur.''
-''DEMOKRATİK OLMADAN SAYGIN OLUNAMAZ''-
Son günlerde özellikle AB'ye yapılan itirazın, Türkiye'nin haysiyetini, itibarını korumaya dönük bir itiraz olmadığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bu itiraz, laikliği korumaya dönük bir itiraz da değildir. Çünkü, AB'nin laiklik karşıtı olduğunu söylemek, akla ziyan bir hezeyandır. AB, zaten demokratik laik değerlerin kurumsallaşması demektir. Biz bu değerleri savunduğumuz için Cumhuriyetimizin temel yönelişi olarak AB'ye tam üyelik yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. 'Türkiye'nin ait olduğu değerler dünyası burasıdır' diyoruz. Dolayısıyla açıktır ki buradaki itiraz, kendini yenileyememiş bir parti siyasetinin düştüğü çelişkileri örtbas etmeye yöneliktir. Başka bir şey değil. ''
-''BİZİM İÇİN HER GÜN ANNELER GÜNÜ...''-
Erdoğan, bu haftanın aynı zamanda, ''Aile haftası'' olarak kutlandığını, Pazar günü de ''Anneler Günü'' olduğunu hatırlatarak, ''Gerçi bizim için her gün, Anneler Günü....Biz kalkıp da bunu farklı yaklaşımlarla bir günü, Anne Günü olarak ilan etmeyi, anaya saygısızlık olarak görürüz. Bizim inancımızda, bizim değerlerimizde annelerin ayaklarının altı öpülür. Çünkü cennet, annelerin ayakları altındadır. Özelliği burada...'' dedi.
''Ana başa taç imiş/Her derde ilaç imiş/ Bir evlat pir olsa da/ Anaya muhtaç imiş'' dörtlüğünün de boşuna söylenmediğini kaydeden Erdoğan, ''Biz bu anlayışla analarımıza yaklaşırız. Sevgili anneciklerimize bu saygı içinde ulaşmanın gayreti içerisinde oluruz'' diye konuştu.
Kendi siyasi anlayışlarında, muhafazakar ve demokrat kimliğinde, parti olarak yola çıkarken hedefe aileyi koyduklarını anlatan Erdoğan, aile hedefli bir anlayışla yolculuğu devam ettirdiklerini vurguladı.
-''DÜŞÜNCELERİMİN ARKASINDAYIM''-
''Aileyi köreltmek, aileyi yok etmek...Bu anlayışa hiçbir zaman sıcak bakmadık, bakmıyoruz'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
''Eğer Tayyip Erdoğan, 'En az bu ülkede her ailede 3 çocuk olmalıdır' diyorsa, işte bu düşünceyle diyor. Bunu söylerken 2040, 2050 Türkiye'sini düşünerek söylüyor. Genç ve dinamik bir Türkiye'yi korumanın ve ileriye götürmenin düşüncesiyle söylüyorum.
Hani o bazı kuru sıkı bahaneler var ya... Bu bahanelerin hepsi, farklı yerlerden taşınan ve ülkemin geleceğini karartmaya dönük düşüncelerdir. Bunlara katılmıyorum. Bu kadar açık söylüyorum ve düşüncelerimin de arkasındayım. Bazıları çıkar böyle, edep, adap dışı yaklaşımlar sergileyebilirler. Ama şu anda dünyada, gelişmiş ülkelerde bile bunun ne nedenli önemli olduğunu o yaşayanlar kendileri söylüyorlar. Üste para, destek veriyorlar, 'Yeter ki nüfusu artıralım, gençleştirelim' diye. Biz ülkemizi bu duruma düşürmek istemiyoruz.
Bakın her yerde ne konuşuyoruz, konuştuğumuz şey şudur; 'Biz güçlü bir ülkeyiz.' Neye dayanarak bunu söylüyorsun?'Çünkü bizim nüfusumuz gençtir' diyoruz. Niye, bunu kullanıyorsun o zaman? Kullanma. Lafla, 'Nüfusum gençtir' demenin bir anlamı yok. Şu andaki hesaplarla eğer bizim artış oranımız, şu andaki hızıyla giderse biz 2037 yılında yaşlanan bir nüfus dönemine giriyoruz. Ondan sonra bunun bedeli çok ağır olacaktır ülkemize. Bu hassasiyeti ben milletimden istiyorum. Milletime de özellikle bu kişisel tavsiyemi yapıyorum. Kabul edenler olur, etmeyenler olur. Bunun bir mecburiyeti yok. Ben sadece söylüyorum.''
-''BEN HALİMDEN MEMNUNUM, KEŞKE BEŞ, ALTI OLSAYDI''-
Konuşmasına, ''Ben halimden memnunum'' diyerek sürdüren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Ben öyle hamdolsun, çocuklarımla hemhal oldukça...Dört tane var, keşke beş olsaydı, altı olsaydı. Ama dörtte kaldı. Bütün bunları da samimi dileğim olarak söylüyorum. İnançlı olarak söylüyorum, bilimsel olarak söylüyorum. Bu işin bilimsel temeli var.
Ama diğerleri bilimsel konuşmuyor, tam aksine bilim dışı konuşuyorlar. Ha, 'Türkiye'nin geleceği yaşlı olsun, nüfus düşsün' diyorlarsa, o ayrı mesele. Ama şöyle bakalım, gelişmiş ülkelere, acaba bizim durumumuzda olanlar var mı? Var, nasıl var; örneğin Yunanistan, şu anda nüfusu yoğun şekilde azaldı. Ama yaptıkları yanlışı da öyle zannediyorum ki anlamış durumdalar. Çünkü ciddi manada nüfus düştü, gayrı safi yurt içi hasıla yüksek görülsün diye herhalde...Ama ciddi anlamda bir düşüş onlarda söz konusu...Şimdi de nasıl artar diye onun hesabını yapıyorlar.''
-''İYİ YETİŞTİRME BİZİM SORUNUMUZ''-
Toplumsal dokunun sağlamlığının aile yapısının gücüyle doğru orantılı olduğunu kaydeden Erdoğan, şunları kaydetti:
''Efendim, 'İyi yetiştireceksin' İyi yetiştirme olayı bizim sorunumuz, siyasilerin sorunu, devleti yönetenlerin sorunu. Eğer sen kalkar da bu ülkede okul yapmazsan, hastaneleri ve doktorları geliştiremezsen, artırmazsan, 'Yeterli değil' dersen...Neresi yeterli değil? Bugün Almanya'da bir öğretim üyesine 24 tıp öğrencisi düşerken, benim ülkemde bir öğretim üyesine 3.9 öğrenci düşüyor. Hesap ortada, orada 24, bizde 3.9. Biz laf üretmişiz, iş üretmemişiz ki...İlk defa şimdi okullar artıyor. Doğu'da, Güneydoğu'da, Karadeniz'de, Türkiye'nin dört bir yanında ADSL sistemiyle yavrularımız buluşuyor. Şimdi gittiğimiz her yerde bilişim teknolojileri sınıflarını okullarımızda görüyoruz. İşte buyurun üniversitelerdeki attığımız adımlar, hamleler. Evelallah bu ülke patlayacak, göreceğiz. Bilimde, sanatta, kültürde, her şeyiyle...Şu anda Anadolu'da her yerde adımlarımızı atıyoruz, tohumlamayı yapıyoruz, temeler oluşuyor ve neticesini de alacağız. Hiç bundan endişeniz olmasın. Gelecek bu noktada aydınlıktır.
Güçlü ve geniş aile yapımızı korumamız, aile değerlerini yaşatmamız, aile içinde sağlanan dayanışma ruhunu canlı tutmamız büyük önem taşıyor. Bütün iletişim organlarını güçlü tutmamız, ahlak değerlerine özellikle sahip çıkmamız, bütün bunlar önemli. Bu milletin kendi değerlerinden taviz vermemesi gerekir. Her milletin kendine has değerleri vardır. Türk milletinin de kendine has değerleri vardır, gelenekleri, görenekleri var. Bunları bizim sağlam, diri tutmamız lazım ki ayaklarımız yere sağlam bassın. Taklitçi değil, mukallit değil, kendi öz benliğini koruyan bir aile yapısı olarak bizim ortada olmamız lazım. Budur asıl olan, önemli olan. Bunu korumamız lazım.''
Hükümet olarak sosyal hizmet politikalarını da sosyal yardım hizmetlerinin de temelinde aile bütünlüğünü korumak, zayıf düşen aile yapısını güçlendirmenin yattığını anlatan Başbakan Erdoğan, ''Aile kültürü, geleneksel yapımızın da temelidir. Tüm Türkiye olarak 'Biz de bir aileyiz' diyebildiğimiz oranda gücümüze güç katabilir, birlik ve bütünlüğümüzü koruyabiliriz. Aile fertlerinin samimiyeti, şefkati, yardımlaşması, kucaklaşması gibi tüm bölgelerimiz, tüm vatandaşlarımız birbiriyle kenetlenmeli, bir ailenin fertleri olarak kendisini görebilmelidir'' diye konuştu.
Yalnızca üyeler yorum yazabilir. lütfen giriş yapın yada üye olunuz. www.etikhaber.com! |