İşte Ülkü Ocakları Genel Başkanı'nın Mümtazer Türköne'ye yazdığı yazı:
Mümtaz'Erleşemeyen Şahsiyete...
İnsan düşünen, düşündüklerini hayatıyla yüzleştiren ve bunu sınayarak doğruyla yanlışı ayırt ederek tecrübeler kazanan, bu tecrübeleri ile hayatı daha iyi yorumlama ve anlamlandırmaya başlayan evrensel bir varlıktır. Hayatın akışı içinde şüphesiz ki; insana özgü gelişim, değişim ve dönüşümlerin meydana gelmesi doğaldır. Çünkü bu durum insanlığın da ilerlemesinin temel kuralı olarak kabul edilmektedir. Üstelik söz konusu bu insan, yüksek kültür mensubu bir şahsiyet ise doğal haliyle insanlığın ve aidiyet hissettiği medeniyetin de yükselmesini kendine vazife bilmelidir. Yeter ki kişi, kendine özgü yapısından, onu başkalarından ayırt eden temel belirtilerinden ve kişinin davranış biçimlerini belirleyen üstün, ana özelliklerinden, öz yapısından, seciyesinden, yani karakterinden taviz vermesin.
İş bu yazımıza konu olan zat-ı muhterem(!) söz konusu söyleşisinde kendisini "ben kendi halinde bir entelektüelim" diye tanımlayarak, entelektüelin literatürdeki karşılığı olan, "Bilimin doğrularını hiçbir tesir altında kalmadan ifade etme" kılıfının ardına saklanmaktadır. Adı geçen sözde aydının, son yıllarda yaptığı birçok açıklamalarında da görüldüğü gibi; "Türk, Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısıyla" ilgili değerlerle kavgalı olduğu anlaşılmaktadır. Esasında bu noktada yapılmak istenen, bu tür aydın tipinin içine düştüğü zihniyet bunalımını, mide bulantısına dönüştürmek ve bu suretle ortaya çıkan "fikri saçmalıklarını" da, "entelektüel ülkücü" sıfatıyla kamuoyu ile paylaşılarak kafa karışıklığına neden olmaktır.
Kamuoyu tarafından görülmesi gereken bir diğer gerçeklik ise; adı geçen bu zatın, mazisinden kaynaklı yanlış bilinen sıfatıyla, hâlâ kendisinin geçim kaynağı olarak yaşatabilme gayretidir. Cumhuriyete numara vurmaya kalkan, II. Cumhuriyetçi liberteryanlardan hiç de farklı olmayan bu zatın ortaya attığı düşünceleri ne hikmetse "eski ülkücülük" veya "ülkücü entel" sıfatları ile gündeme getirilmektedir. Bu oyunun amacı ise malum şahıs tarafından ülkemizde haysiyetli duruşun ve şahsiyetli olmanın müstesna adreslerinden birisi olan Ülkü Ocaklılara farklı bir mesaj verme gayretinden kaynaklanmaktadır. Gerek ilgili gazetenin gerekse haberi yapan art niyetli muhabirin amacı "bakın sizin okumuş haliniz Mümtaz'er gibi olacak, o nasıl doğruyu görüp ülkenin tasfiye sürecini zamanın ruhu gereği kaçınılmaz görüyorsa, bırakın siz ‘şehitler ölmez vatan bölünmez' demeyi de, okuyunda mümtaz'erleşin" psikolojik operasyonunu kendilerince yürütmeye çalışmalarından ibarettir.
Eğer Mümtaz'er Türköne bugün itibariyle şöhret olmak istiyorsa ve bir meziyeti varsa hiç elde edemediği eski ülkücü sıfatını kullanmadan var olmalıdır. Küresel liberteryanların basit bir bozması olan tezlerine muhafazakâr kılıflar giydirerek kendini ‘sıradan bir entelektüelim' şeklinde saklamamalıdır. Adı geçen sözde aydının bu tür örtülü siyaset tarzının dünün hanım başbakanına ‘fikir satışı' yaparken tamamen duygusal(!!!) sebeplere bağlı olduğu hala hafızalardayken, o dönemdeki tezleriyle bugün tamamen çelişmesi, bugün; İslamı siyasallaştırarak, İslama en büyük darbeyi vuranlarla kol kola gezmesiyle mi izah edilmelidir?
Ülkü Ocakları ve Ülkücü gençlik, sözde aydınla özde aydını, kendine yabancılaşmış olanla kendi gerçekleri üzerin de var olanları birbirinden ayırt edecek bilgi birikimine fazlasıyla sahiptir. Aydın, beslenen değil, aklı, yüreği ve eliyle başkalarını besleyendir. Aydın, şöhret ve dünyalık peşinde olanlar arasından seçmeye çalıştığımız değil; imanı, irfanı, bilinci, bilgisi ve yiğitliğiyle özlenen, özlemle beklenendir. O halde oyun kurucuları ve buna alet olan yerli görüntülü yabancılaşmış sözde aydınlar şunu idrak etmelidirler. Ülkü Ocakları ve gerçek Ülkücü Aydınlar yürüttüğünüz sinsi oyunu tüm detayları ile farkındadırlar. Vatansızlığı ideoloji haline getirme gayretlerinizin bu ülkeyi kozmopolitleştirme mücadelesinde her türlü kıymet hükümlerimizi nasıl kullandığınızı er geç tüm detaylarıyla Yüce Türk Milleti görecektir.
Çünkü yalancı pehlivanın, cezbedici şarlatanın, hesapçı bezirgânın bir aydın gibi görünmesi, kişileri ve toplulukları sadece geçici bir süre aldatabilir. Gözünü tan ile; nefsini iman ile; vatanını can ile; bağımsızlığını kan ile yıkadığı için özgürlüğü helâl olan ve yanarak etrafını aydınlatma erdemini gösteren insan ise milli aydındır. Varlığını kendini reddiye üzerine kuranlar reddiyeleri ve müktesebatlarına saldırı oranında ödüllendirilirler. Söz konusu şahsın geçmişte hiçbir aktif görevi olmaksızın bir şekilde ülkü ocakları ve ülkücü kimlikle ilintili olması, bugün itibarıyla gündeme taşınmasına ve kendisinin ödüllendirilmesine sebep olduğu açıktır. Hâlâ bir şekilde mazisinin mirasıyla geçiniyor olması ve kayda değer olmayan geçmişine sövme karşılığında sahiplerince beslenmesi, bu vatana sevdalı Ülkücü gençlik için bir ibret vesikası olmaktadır. Adı geçen çarpık ve başkalaşmış bu tür sözde aydın tiplerine rağmen Türk gençliği kendi dünyasında ve çevresinde Ülkücü değer ve ahlakını işleyip yaşam haline geçirmeye ve dahi söz konusu bu milli değerlerini dünyaya sunma mücadelesine ilelebet devam edecektir.
___________________________________
Harun ÖZTÜRK
Ülkü Ocakları
Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanı
www.etikhaber.com! |