BEYAZ TAŞ

Tabi hal böyle olunca bu dernek nedir, kimdir, bir bakalım dedim.  Adını yalnızca bu tür ilan ya da röportajlarda duyduğumuzdan dolayı "yeniçağ, Muhsin, Tayyip, Nazlı, vs." gibi isimlerin yanına "yuset" adını da eklemiştik. Hiç de yanılmamışız. Bu arada yazının kalan kısmında "yuset" adını kullanacağım. Zira "Yusufiye" öncelikle bir peygamber ile özdeşleşmiş bir çilenin şahidi, zemini, iklimi. Yusufiye, yüzlerce neslin piştiği, ham yanlarını soğuk beton ile demirin arasına sıkıştırdığı yerin adıdır nam-ı diğer taş medrese. Kaç okula taş çıkarttırır. Ama "yuset" öyle değil zannımca. Hiçbir şeyin kısaltması olmamalı bu isim, böyle kalmalı belleklerde, YUSET.

Yıllardır hiç almadığım bir gazetede daha doğrusu arada internetten takip ettiğim bir gazetede yuset'in ilanını görünce okumak hissi hâsıl oldu, okunacak pek bir şey bulamam genelde bu gazetede. Keşke yine bulamasaydım. Yazarken aklıma geldi, bu vesile ile bir hadis-i şerifi hatırımıza getirene hamd edelim ve hadis-i  şerife bakalım; "fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun".

Fitne demişken seçim dönemlerinin artık bir klasiği daha oldu; MHP'ye saldırılar. Taş, sopa mı? Tövbe.

Laf, kimlik manifestosu yan yan yürümeler, etek delisi sözler, dekolte niyetler, çorap kaçığı cümleler. Nasıl yani der gibisiniz?

Yedek bir yönetim kadrosu, üslubu, bakanları vardır toplumdaki bu gönüllü jüri heyetinin, kıraathanede taş döşerken Bush'un bacısına sövmelidir bakan dediğin. Transfer genel başkanları vardır, önünü kimse karşısında iliklememelidir, yumurta topuk, basık ökçe. Yedekte bekleyen genelkurmay başkanları vardır ki her an soykırım yapacak kadar memleket sevdası ile pişmiş olmalıdır. Kulübede saha inmeyi bekleyen çakal carlosları vardır bir de. "Biz" ya da "ben"diye başlarlar, efsaneleşip giderler.

Bu taifenin literatürü geniştir. Kendi yaptıklarını kendileri bozarlar da hiç kimse bulamazlarsa feleğe çatarlar. Siyasette görürsünüz bunları, sanat gezegeninde görürsünüz, ticarette, velhasıl hemen her yerde. Siyasette yuset, newçağ, Muhsin, recep, perinçek ve daha bin bir çeşit versiyonu. Elinden oyuncağı alınmış çocuğun ayaklarını yere vururkenki inadını andırır vaveylaları. Kalem kılıçtan daha keskindir özlü sözünü yanlış anlayıp mahalle kavgasına kurşun kalemle inmiş aklı kıtları mücahit göremeyiz elbet. Her ne kadar geçmişte kılıcın hakkını verseler de yiğitlik bir sonuç değildir, tıpkı ülkücülük gibi. Yiğitlik ve ondan mütevellit, Ülkücülük süreçtir. Filhakika her an bu süreç durabilir. Bazı Türk büyüklerinde (?) durduğu gibi. Teşbihte asla hata olmasın, Bülent hanım bir zamanlar Bülent Bey'di. (bu örnek, süreci izah açısından önemlidir yoksa yanlış kararlar veren hakemler konumuzun tamamen dışında).

Son olarak daha doğrusu aklıma gelmişken yuset'in tüzüğüne bir bakalım;

Derneğin Amacı kısmı;

"Türk milletine bağlı, Türk milletini seven, Türkiye Devletine sadık ve hizmete hazır;
Türk milletini en ileri, en medeni ve en kuvvetli millet haline getirme ülküsüne bağlı;
Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun, yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi öngören;
Olayları ve varlığı ön yargılardan ve art düşüncelerden sıyırarak bilimsel yöntemlerle inceleyen ve girişilecek her çeşit faaliyette bilimi önder kabul eden;
Sosyal ve iktisadi her çeşit faaliyeti toplum yararına yürütmeyi düşünen, köy ve köylünün refahını hedefleyen;
İnsan haklarına inanan ve insanın şahsiyet olarak gelişmesini hedefleyen;
Yapılacak her işte halka doğru ve halkla beraber olarak ilerlemeyi hedefleyen;
Ülkesinin sanayi ve bir bilgi toplumu olmasını hedefleyen kişiler ile birlikte bu hedeflere yürümek için her türlü sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunmak, vs. vs."

Evet, işte okudunuz, benimle aynı tepkiyi verdiniz sonra. Newçağdaki ilan ile bu cümleler ne alaka. Ayrıca derneğe üye olma şartları arasında 5 yıldan fazla cezaevinde yatmamak şartı var. Az "Yusufiyeli" gibi.

Bu arada kutlu kervanımızın yürüyüşü devam ediyor, yürüten bütün şartlar da.

Selametle.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.