Anayasa Mahkemesi Meşruiyet Aşınması Yaşamamalı

TBMM 27’inci Dönem 4’üncü Yasama yılına 1 Ekim 2020 tarihinde sıcak tartışmaların içinde başlamıştır. Bugün ülkemiz menfaatlerinin korunması için içerde ve dışardaki husumet cepheleri ile mücadele zorunluluğu bulunmaktadır.

Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi çok önemlidir.

MHP Lideri Sayın Bahçeli Parlamento açılışından önce bu konuyu gündeme taşımış, şer cephesi ayağa kalkmıştır.

Sayın Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı hükümet Sistemi’nin Parlamenter Sistemin bütün kamburlarından, bütün bağlarından, bütün engellerinden ayıklanmalı, arındırılmalıdır.

Bu noktada hukuk sistemi içinde darbe dönemlerinin ürünü ve mirası olan müesseseler demokratik bir içeriğe kavuşturulmalıdır.

Özellikle Başkanlık Sistemiyle yönetilen ülkelerde yargının en üst organı olarak “Yüce Mahkeme” veya “Yüksek Mahkeme’ler” yer almaktadır.

Bunlardan birisi de ilk defa 1961 Anayasa’sı ile hukukumuza giren, esas itibariyle 1960 darbesinin oluşturmak istediği demokrasi dışı yapıyı korumak için ihdas edilen Anayasa Mahkemesi’dir.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi yeni hükümet sisteminin doğasına uygun şekilde yeni baştan yapılandırılmalıdır.

Türkiye’nin demokratikleşme sürecini hızlandıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle çelişmeyecek demokratik, etkin, adil, tartışmaların odağı olmaktan çıkarılmış bir “Yüce Mahkeme”, deyim yerindeyse bir “Divan-ı Ali” kurulması Türkiye’nin gücüne güç katacaktır.”

İfadelerini kullanarak önemli bir reform ihtiyacının altını çizmiş, MHP düşmanları yine ayağa kalkmıştır.

Geçmişte TBMM Başkanı Arınç’ın, "Anayasa Mahkemesi'nin üye sayısını değiştirebilir miyiz, değiştirebiliriz. Görev sahasını değiştirebilir miyiz, değiştirebiliriz. Yüce Divan yetkisini Anayasa Mahkemesi’nden alabilir miyiz, alabiliriz. Her yasanın Anayasa Mahkemesi’ne gitmesini engelleyebilir miyiz? Engelleyebiliriz. Her şeyi yapabilirim, ben meclisim. TBMM’nin bu yetkisi üzerine kimse perde getiremez" dediğinde, üstelik Anayasayı değiştirebilecek sayıya çok yakınken o dönemde AK Parti’de bakanlık ve başbakan yardımcılığı, danışmanlık yapan şimdiki bazı muhalefet partisi Genel Başkanları ve Kılıçdaroğlu’nun yeni gözdeleri tarafından demokrasiye karşı tehdit görülmemiştir. Ancak, Sayın Bahçeli’nin yaklaşımını üstelik Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin gerektirdiği bir hukuki düzenleme olarak dile getirdiğinde bu zatlar bir kaşık suda fırtına koparmaya başlamıştır.

Sözde özgülük ifade hürriyet adalet savunucusu kesilmişlerdir. Bizdeki bu yapılar zaten 1960 darbesi ve zihniyetinin kalıntılarıdır.

Sayın Bahçeli’nin AYM ile ilgili açıklamaları, yerinde tespit ve eleştirileri, yeniden yapılandırılması önerisi ile dengesi iyiden iyiye bozulan CHP ise, mahkeme önlerinde eylem yapmaya koştuğu günleri unutmuştur. AYM, YSK, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay gibi kurumlara hâkim ve savcılara yönelttiği hakaret ve tehditler, her fırsatta hedef göstermesi, buna mukabil terör örgütü uzantılarına verdiği destek genetik yöneliminin bir tezahürüdür. Zaten yeni CHP CHP’nin genetiği ile oynamış milli düşünce ve hassasiyetler kaybolmaya başlamıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kabulü sonrasında kapsamlı bir yönetim reformu yapılmıştır. Ancak halen tamamlanması gereken önemli eksiklikler bulunmaktadır. Bu çerçevede, Parlamenter Sistem’in oluşturduğu kurumların yeniden yapılanması ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne fonksiyonel açıdan etkinliğinin arttırılması ihtiyacı bulunmaktadır.

Nitekim son dönemde, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlalleri adı altında, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, sözde ifade özgürlüğü başlıkları altında milli haklara ve adalet duygusuna telafisi imkânsız zarar veren siyasi sonuçlar doğuracak nitelikteki kararları herkesin malumudur.

Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin sağlıklı bir zeminde devamını ve güçlenmesini mümkün kılacak reformların gecikmeksizin yapılması acil bir ihtiyaçtır.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.